27 Ağustos 2010 Cuma

Sencer Ayata’yı sosyolog bilirdim, meğer modacı imiş - Eser KARAKAŞ

CHP Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu Başkanı, ODTÜ öğretim üyesi, sosyolog, Prof. Dr. Sencer Ayata türban meselesinde gerçekten akla ziyan bir açıklama yapmış.

Türban meselesinin serencamı malum, detaylarına girmiyorum, CHP ve Anayasa Mahkemesi’nin anlamsız bir çözümsüzlüğe ittiği, AK Parti’nin çözemediği türban meselesi CHP’li Prof. Dr. Sencer Ayata tarafından bir kez daha gündeme getirilmiş.

Öğretim üyesi ve siyasetçi olarak tanıdığımız Sayın Sencer Ayata türbanın bağlanma şekli üzerinde uzlaşılabileceği yönünde bir çözüm (!) önerisi getirmiş.

Sayın Sencer Ayata Anadolu’daki işçi ve çiftçi kadınların başörtülerini anımsatarak, “Saçı hiç göstermeden kapanma, örtme acaba İslamiyetin bir koşulu mu?” diye de çok derin bir sosyolojik sorunsala girmiş.

Bu konuda din adamlarına (ulemaya) sorulabileceğini de belirtmiş.

İlaveten, “Geleneksel baş bağlama tarzlarımızda saçının tamamının kapatılması şart değil” diye yine çok derin bir tarihsel ve sosyolojik saptama yapmış.

Ve genç kızların başlarını şöyle ya da böyle örtmeleri ile siyasal kimlik arasında da bir bağlantıya işaret etmiş ve kızlara “Siz de siyasi kimlik gibi algıladığımız görüntüden vazgeçin” tavsiyesinde bulunmuş.

Bu değerlendirmeleri (!!!) okuyunca da benim aklıma yazının başlığı geldi.

Bir genç kızın, kimliği belirgin kaldığı sürece, başını şöyle ya da böyle örtmesi, hukukun, yani devletin, siyasetin ilgi alanına girmez.

Profesörlerin hiç ama hiç girmez.

Bir eyleminizin, ifadenizin, hukukun ilgi alanına girmesi için üçüncü kişilere pozitif ya da negatif etki yapması şartı vardır.

Evinizin balkonunda sigara içmenize hukuk (devlet) karışamaz; ama sigaranızı lokantada içerseniz, dumanın üçüncü kişileri etkileme ihtimali nedeniyle hukuk yani devlet devreye girer, düzenleme yapar, yasaklar koyar.

Siyasetçi de ancak etkisi üçüncü kişilere uzanan alanlarla ilgilenebilir.

Bir genç kızın üniversiteye, tekrar ediyorum, kimliği belirgin olduğu sürece, türbanlı ya da türbansız girmesinin üçüncü kişilere bir etkisi yoktur, olamaz.

Olabileceğini iddia edenler ya paranoyaklardır, ya da toplumun tamamını kendi göz zevklerine ve düşüncelerine göre düzenlemek isteyen faşistlerdir.

Türbanın, aklımızı başımıza toplayalım, üçüncü kişilere bir etkisi yoksa, hukukun yani devletin bu alanda bir düzenleme yapmaya yeltenmesi kabul edilemez.

Bu kadar basit bir gerçeği siyasetçiler, hukukçular, yüksek yargı, sosyologlar nasıl göremez, ben de en çok buna şaşıyorum.

Türbanın nasıl bağlanacağı konusu, kimlik belirgin olduğu sürece, hukukun yani devletin değil, ancak modacıların ya da stilistlerin ilgi alanı olabilir.

Aklı başında kimse, modacı değilse, türbanın nasıl bağlanması, saçın birazının gözükmesinin gerekip gerekmediği konusunda fikir ileri süremez, sürerse komik olur, saçmalamış olur.

Unutmadan ilave edelim, modacılara ilaveten, bir de din adamları (ulema) inançlı bir kızın bu konudaki bir sorusuna, hukuku ve devleti bağlamaksızın cevap verebilir, kız da bu cevaba ister uyar, ister uymaz.

Bir de, çok önemli, bu ulema maaşlı ulema olamaz; zaten laik bir devlette maaşlı ulema da olmaz.

ekarakas@stargazete.com

0 yorum:

Yorum Gönder

Yorumunuz sakıncalı içeriğe sahip değilse sayfalarımızda yayımlanacaktır.

Yorumlarınız için teşekkür ederiz.